15 Nisan 2026 Çarşamba

içindeyim, arasında..

 





içindeyim, arasında..


Kendini önceleyen resimsel imgelerin sanatsal formların tersine mimari öğelerin olmadığı ancak yine de bir çatı etkisi yapan, saran sarmalayan ve varlığı mekanla bir kılan bir estetik duyum. Varlığı özne konumundan sıyıran, mekanla, içinde bulunduğu ortamla bir oluş haline getiren bir imgelem karşılıyor bizi. “Hem suyum, hem toprak, hem bitki, hem bir toz zerresi hem de aynı anda hepsiyim” der görsel bize ve bizi kucaklaşmaya davet eder. Gözü, gözleyen konumunda dışarda bırakan, dikeyde yükselen bir formdan hiyerarşik bir yapıdan ziyade yatayda yayılan geçici yaşamsal varoluşlar seviyesinde eşitler.


Bedenim içinde bulunduğum mekanım, yeryüzünde tezahür edebilmemin şartı iken; Ben’in(benliğin) içinde bulunduğu bedenin dışındakileri öteki olarak yorumlamadan bir olabilmek mümkün mü?


Bu sorumun dayanaklarını bazı tanımlamaları yapmaya çalışarak açmak istiyorum. Benliğin kurgusu kültür içinde ötekini gözlemleyerek oluşur der psikanaliz. Burada örnek alınan özneden kastımı Rosi Braidotti’nin İnsan Sonrası kitabından alıntılar ve çıkarımlarla daha rahat açıklayabilirim. Genel eleştirel teori bağlamında, "Beyaz, Batılı, Erkek, Heteroseksüel" figürü sadece biyolojik bir varlık değil; bir "evrensel ölçü birimi" veya bir "norm" olarak tanımlanır.


Lacan’a göre diğer canlılar gibi tanımına-yapısına uygun tamamlıkla doğmayan-eksik doğan ve eksik kalacak olan- insan yavrusunun Erk’in gösterdiği normu hedef almadan yani kendini öteki ile konumlandırmadan insan olmanın mümkün olmadığını savunduğu durumda, yatayda birlik olma hali nasıl mümkün olabilir?


Bu noktada (post-human) insan sonrasına yönelmek bana çok daha olumlayıcı geliyor. Kendini diğer tüm canlılardan üstün ve dışarıda gören hiyerarşiyi kollayan bir özne yerine, her şeyle bir ve sürekli dönüşüm halinde kendinden taşan bir insan sonrası kavramı. Teknoloji ve doğa ile kurduğu yatay bağlarla kendini yeniden yaratan, her an yeni bir "oluş" (becoming) içinde özgürleştirici bir kavram. Özgürleştirici çünkü; Braidotti, Potestas (İktidar/Erk) olarak tanımladığı hükmetmeye dayalı, dikey, otoriter ve kısıtlayıcı gücün getirdiği bugünün zorlu dünyasında(savaşlar, krizler vs.) yokoluş ve kıyamet senaryolarına alternatif olarak bu acının içinde hapsolmayı reddeden yatay, yaratıcı, kolektif ve dönüştürücü gücü- Potentia (Eyleme Gücü) direnişçi neşeyi önerir. Yaşam devam eder ve biz onun bir parçasıyız. Yazarak tartışmaya açmaya çalıştığım konunun önünde sonunda (ister istemez yine de bir tedirginlikle) z kuşağından oğlumun dünyanın sonuna dair konuşmalarımızda vardığı sonuca bağlamlandığımı görmek şaşırtıcı. ‘İnsanlar dünyanın var olması için gerekli değil, ve dünyadaki yaşamın devam etmesi için dinozorlar gibi insanların da bir noktada yok olması gerekiyor.’ Oğlum mu beni şekillendiriyor yoksa ben mi onu şekillendiriyorum? Oğlum diyerek sahiplenip üzerinde erk kurduğum dilimi dahi yeniden kurmalıyım, dil hiyerarşi yaratıyor. Ne de olsa “Yaşam devam eder ve biz onun sadece küçük bir parçasıyız!”



05.03.2026

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder